english
Son Yorumlar
Öne Çıkan Yayınlar
Tarihin Derin Kazısı Olarak Sanat ve Duyarlılığın Kesişen Ufku
Yazar: Erkut Sezgin
Çeviri:
Yayın: Cem Yayınevi
Estetik - Modernizmin Tasfiyesi
Yazar: Ali Artun
Çeviri:
Yayın: İletişim Yayınevi
Yazar: Mehmet Yılmaz
Çeviri:
Yayın: Ütopya Yayınevi
Yalanın Farkında Olmak Lazım
Fotoğraf
25.05.2011
Röportaj: Ahmet Elhan     Yazan: Müge Akkün

Yeni çalışmalarını 'İkililer' başlığıyla sergileyen Ahmet Elhan, "Fotoğraf hem gerçeği söylüyor, hem de içinde yalanlar barındırıyor. Bir fotoğrafla karşı karşıya olduğumuzu unutmazsak gerçeğin payını farkedebiliriz" diyor

Ahmet Elhan günümüz fotoğraf sanatının kuşkusuz en özgün ve yaratıcı isimlerinden biri. Tabii bu başarının ardında uzun ince bir yol ve direnç var. 1970’li yıllarda üniversitede fotoğrafla ilgili bir bölüm olmadığı için grafik tasarım okuyan Elhan, mezun olacağı yıl 9 Eylül Üniversitesi Sinema Televizyon Bölümü’nde Fotoğrafçılık Yüksek LisansProgramı’nın açıldığını duyar duymaz İzmir’e gider.

Ahmet, 25 yılı aşkın süredir fotoğraf sanatıyla iç içesin, hiç ihanet etmedin değil mi mesleğine?
Yok, ettim para kazanmak için. Ben ticari olarak sinemadan, reklamdan para kazandım. Aslında İzmir’de yüksek lisansımı bitirdikten sonra İstanbul’da yeni üniversiteler kuruluyordu. Marmara Üniversitesi Sinema Bölümü’nün ilk dört kurucusundan biri oldum. Bir yıl kadar sonra tam ben YÖK bürokrasisiyle uğraşmaktan bunalmışken reklam piyasasından teklif aldım. 1998 yılına dek hiç ara vermeden reklam çektim. Sonra uzun metrajlı filmlerde, belgesellerde çalıştım.

1998’den sonra neler yaptın?
Bakalım sanatla çarkımı döndürebiliyor muyum diye tüm ticari faaliyetleri bıraktım, dönmeye de başladı. Özellikle de son 5-6 yıldır her şey değişti.

Evet, fotoğrafları müzayedelere giren ender isimlerden birisin...
Ama şimdi giderek artıyor. Artık insanlar fotoğrafın da sanat olarak var olabildiğini öğreniyor. Fotoğrafla uğraşan sanatçıları yüreklendirici bir şey satılıyor olmak. Çünkü bunlar pahalı uğraşlar, maddi desteği o alan dışında bir şey yaparak kazanmak zorunda kalmazsan fotoğrafa daha çok vakit ayırabiliyorsun. Bilirsin bizim dönemimizin sanatçıları tam zamanlı sanatçı değildi, hep başka işlerde çalıştık.

Fotoğrafa tam zamanlı eğildikten sonra sergilerin de arttı. Zaman ve mekan serilerin başladı değil mi?
Evet, ayrı zaman-mekan serileri beş altı defa yaptım. Belli bir noktada şöyle bir şey fark ettim. Ben bir görüntü üretme aracı fotoğrafla uğraşıyorum. Peki bunun yapısı nedir? Çok farkında olmadan zaman-mekan serileri bu sorgulamanın sonucunda ortaya çıktı. O zaman fotoğrafın yapısını incelemeye okumaya başladım. Zaman ve ve mekanın fotoğrafla çok ilişkisi vardı. Son ikililer serisi de o çalışmalardan bir tanesidir.

‘Fotoğraf gerçeğin yansımasıdır’ denir, bu serginde bu söylemi de ters yüz ediyorsun?
Tamamen öyle. Ama ‘fotoğraf gerçeğin yansıması değildir’, sertliğinde değilim, çünkü fotoğraf tuhaf bir geçiş alanında duruyor. Hem gerçeği söylüyor hem de içinde yalanlar barındırıyor. Biz bir fotoğrafla karşı karşıya olduğumuzun farkında olursak onun anlattığının içinden gerçek payını algılayabiliriz. Üstelik de bu şu anlamda çok önemli. Şu anda dijital teknolojiler sayesinde fotoğraf müthiş manipüle edilebiliyor.

Nasıl yapıyor?
Nesneyi ortadan kaldırarak, tamamen yeni bir nesne tasarımı yapabiliyor. Biz hâlâ buna yüzde 100 gerçeği gösteriyor diye inanırsak sıkıntılar başlıyor. Bunun oynanabilir bir medya olduğunu anlarsak o zaman bize sonsuz imkanlar sunan bir araç olur. Orada illa gerçeği aramazsak, orada başka bir gerçek olabileceğini kavrarsak o zaman geniş bir şey oluyor. Bu dijital teknoloji aynı zamanda telefonun içine fotoğraf makinesini soktu. Çok geniş bir kitle bunu kullanıyor. Bu son derece değerli bir şey. Herkes yapabilir olsun. Sonra o yaptıklarımıza bakarak hangilerinin değerli hangilerinin diğerlerinden ayırt edici özellikleri olduğunu algılayabiliriz. O zaman sanatta büyük bir eleme olabilir.

Zaten bu noktada devreye sanatçı gözü ve yaratıcılığı giriyor... ‘İkililer’de yaptığın nedir?
Klasik olarak fotoğraf insanın bir gözünün çalışma prensibini esas alır, perspektif de buna dayanır. Belli bir yükseklikte sabit duran bir insan gözü sağ gözdür perspektif kuralları da buna oturur. Fotoğraf da bir görüntüyü kaydedebilmeye 1830’larda muktedir oldu ama perspektif prensipleri Rönesans’a dek uzanıyor. Bir mercek grubu bir açıdan bir zaman dilimi içinde baktığında gördüğü şey fotoğraf oldu. Fakat bu tabii söyledikleri ve söylemedikleriyle sorunlu bir alan oldu. Bunu sanat alanına indirgesek böyle olmazdı. Ama kanıt meselesine girince sorun oldu. Astro fotoğraflarından tıp fotoğraflarına kadar fotoğrafın gerçeklik belgesi olduğunu getirdi. Siyasette bile “Türkiye’deki fotoğrafı doğru okumak lazım” dediğin zaman iş bitiyor. Objektif, hem nesnel hem gerçek oluyor. İkisi de değil. Fotoğraf seni içine alıyor ve inandırıyor. Hiç arada mesafe koyamıyorsun, içinde gark olup gidiyorsun. Ben bunun çaresini tek perspektifi parçalama olarak buldum.

Fotoğraflarında doğa ve terk edilmişlik esas konu galiba?
Bu fotoğraflarda insan yok ama insan eli var. İnsanın kendi suretine bakacağına fotoğraf üzerine düşünmesini istedim. Ne yapmış bu adam dese bile burada bir problematik olduğunu, bir rahatsızlık meselesi olduğunu kavrayabilir. Sonra bir de manzara geleneği ile uğraştığım için onu koymak isterim.

Radikal

Henüz yorum yapılmamış.
Benzer Röportajlar
Serkan Taycan, 'Kabuk' başlıklı fotoğraf sergisinde, kentsel dönüşümde merkez?çevre tartışmalarına dair yeni sorular soruyor. Şehrin çeperinde yükselen binalar,
0
0
Eugenio Recuenco Kimdir? gibi klişelere girmeyeceğim, bir çoğunuz kim olduğunu biliyorken daha fazla bir kesimin bilmiyor olması muhtemel. Sevdiğim şeyler bana özel kalsın isterim, pek de paylaşm
0
0
'Full Contact' serisinde beden kullanımına odaklanan Gözde Türkkan, "Çektiğim kişilerin dünyasına girmemeye özen gösterdim" diyor Gözde Tür
0
1
Çerkes Karadağ Kimdir? Tanıyabilir miyiz? Çerkes Karadağ bir vatandaştır ve Çerkes Karadağ bir vatandaş olarak Kars’ta doğdu, 1953 yılında. Ben çok küçü
0
1
2005 yılından beri tüm çalışmalarını takip ettiğim Ali Alışır, fotoğraflarında yaşamın gerçeğini düşlerle buluşturan bir sanatçı benim için. 1978 doğumlu. 1996 yılında Y
0
0