english
Son Yorumlar
Öne Çıkan Yayınlar
Tarihin Derin Kazısı Olarak Sanat ve Duyarlılığın Kesişen Ufku
Yazar: Erkut Sezgin
Çeviri:
Yayın: Cem Yayınevi
Estetik - Modernizmin Tasfiyesi
Yazar: Ali Artun
Çeviri:
Yayın: İletişim Yayınevi
Yazar: Mehmet Yılmaz
Çeviri:
Yayın: Ütopya Yayınevi
Erkek dünyasına neler oluyor?
Resim
18.01.2013

Zeyno Pekünlü ve Sevil Tunaboylu, Sanatorium'da açtıkları sergilerde farklı yollarla da olsa aslında erkek dünyasını ele alıyor.

Sevil Tunaboylu ‘Ufukta Kaybolana Kadar İzledim’, Zeyno Pekünlü ise ‘Beni Osman Öldürdü’yle Sanatorium Galeri’nin iki katına yayılıyor. Osman Seden’in ‘Beni Osman Öldürdü’ isimli filminden yola çıkan Zeyno Pekünlü, ‘Erkek Erkeğe’ ya da ‘Sus Kimseler Duymasın’ adlı işlerinde melodramların ortak bilinçaltımızdaki tesirlerini gözler önüne seriyor. ‘Ufukta Kaybolana Kadar İzledim’ ise Sevil Tunaboylu’nun nostalji belasından kurtulma çabasının, aile içindeki varoluşundan toplumsal meseleleri kavrayışına uzanan sıçrama anındaki pratiğinin ifade zemini adeta.

Sevil Tunaboylu ve Zeyno Pekünlü ile sergilerini konuştuk.

Sergilerinizin meramı nedir?
Sevil Tunaboylu: Kişisel bir merkezden yola çıkarak genel bir sorunun varlığına uyanma hali. Kendi aile yaşantımdan, çocukluğumdan, genç kızlığımdan başlayarak içeriden dışarıya, toplumsal cinsiyet etiketlerine bakmak istedim. İki yıl önce ‘Ateşin Düştüğü Yer’ gerçek bir uyanma hali sağladı. Ölümü devlet kaynaklı gerçekleşen çocukların yağlıboya portrelerini yaptım. Kendi gerçekliğimden çıkıp başka acılarla temas ettikçe çalışmalarımı da etkisi altına aldı. ‘Ufukta Kaybolana Kadar İzledim’de kendi yaşantımdan hatırladığım bir emir cümlesiyle, bu çocukların devletlerine sesleniyorum:

“O tabak bitecek, yoksa arkandan ağlarlar.”
Zeyno Pekünlü: Sergiyi hazırlarken, farklı farklı temalarla uğraşıyor gibi görünsem de asıl sorunun “Patriyarkayı (hayata erkek bakışı) nasıl deşifre ederiz?” olduğunu fark ettim. Patriyarka hepimizin gündelik hayatının içindeki şeylerde, mesela bir öğlenden sonra televizyonda takıldığımız bir melodramlarda da ortaya çıkıyor. Bugün gülüp geçtiğimiz, bize komik gelen şeylerin ortak bilinç dışındaki yerine başka bir gözle bakmak, her alanda çaktırmadan örgütlenen eril iktidarı çözümlemek için iyi bir yol sanki.

Kullandığınız araçlar, her işinizin açtığı yollar farklı...
Pekünlü: İki-iki buçuk yıllık bir süreçte kafamı kurcalayan konuları araştırdım, malzeme biriktirdim. Sonra eldeki malzemeyi rastlantısal ya da metodik olarak düzenleme yöntemini seçtim. İstiklal Marşı’nı en uzun notadan en kısa notaya doğru düzenleyerek yeni bir şarkı yaratmak, melodramlarda erkekler arasında en çok tekrar eden davranışları bir araya getirmek, Nutuk’ta geçen kelimelerin tekrar sıklığı tablolarını çıkarmak gibi...

Tunaboylu: Ben de biriktiriyorum ve biriktirdiklerimle birlikte yaşıyorum. Odamda ufak çapta yerleştirmeler oluşuyor. Son yıllarda ailenin fotoğraf albümleri, evde çekmecelerde saklanan eski eşyalar, kim bilir kimin babasına ait mendiller, benim ilk saçım kurcaladıklarım arasında, sonra zaten işlerim haline geliyor. Biriktirdikçe de bir şeyler kendiliğinden ortaya çıkıyor; nostaljiyle aramda sinir bozucu bir bağ var. Aslında bu sergiyle biraz rahatladım. En azından duvardakileri indirdim, fotokopileri attım. Çoğuyla işim bitti yani.

Sergilerinizin benzerlikler taşıdığını düşünüyor musunuz?
Pekünlü: Bence var. Materyal, konuyu ele alış olarak benzemese de aynı yerlerde dolanıyoruz. Sevil kadınlık, erkeklik meselelerine özel alandan yaklaşıyor. Çocukluktan duymaya alışkın olduğumuz cümlelerden yola çıksa da bence onun da didiklediği, patriyarkanın tohumlarının nasıl atıldığı. Evin içinde kız çocuklarının ve erkek çocuklarının cinsiyet rolleri nasıl inşa ediliyor? Birinin saçı saklanıyor, diğerinin pipisi gösteriliyor.

Tunaboylu: ‘Yollar, müdahaleler farklı ama kadını biraz bırakalım da, erkek tarafında ne oluyor?’ gibi bir cümle görüyorum ikimizin sergisinde de.

İstiklal Marşı’nı, Nutuk’u ele alırken sen de evin içinde dolaşıyorsun. Nutuk ve İstiklal Marşı evin içini belirler mi?
Pekünlü: Yüzde yüz evet! Evin içi de Nutuk’u ve İstiklal Marşı’nı belirler. Erkek iktidarının temeli, “Pipini göster” cümlesiyle başlıyor. Nutuk’la ilgili işimin ismi de ‘Babaların Babası’. Evde bir baba var, ama bir de hepimizin ortak babası var.

Nutuk’la ilgili bu işi yapmaya nasıl karar verdin?
Pekünlü: Araştırırken Nutuk’la ilgili şu bilgiyle karşılaştım: Altı gün, altışar saatten 36 saat boyuncaAtatürk Nutuk’u Meclis’te, yerli ve yabancı basının önünde okuyor. Böyle bir metin yazmak ayrı, bunu bir performansa dönüştürmek ayrı anlamlar taşıyor. Bu şu demek: Bir savaş vardı, ortada bir devlet yoktu, kuruldu, ilkeleri benimsendi, ideolojisine karar verildi; o sırada dostlar düşman, düşmanlar dost oldu. Var olan tarihi resmi tarihin diline tercüme ediyor. O yüzden de bugünden bakıp hangi kelimenin kaç kere söylendiğini bilmenin şaşırtıcı olacağını düşündüm.

Sizce izleyici ne yapmaya çalıştığınızı anlıyor mu?
Tunaboylu: Burada izleyicinin en kolay yoldan okuyabileceği, toplumsal cinsiyet kimliklerine, etiketlerine nereden bakmaya başladığım. Asıl niyet yetişkin hayatımızdaki rollerin köklerine ulaşmak. Diğer yandan resimlerime bakıp da bu kızın nostaljiyle problemi var denilebilir. İçimde yaşadığım çatışma bu kadar net görülmüyor olabilir.

Pekünlü: Yaptığım işler bence oldukça erişilebilir, ne dediği ortada. Sarsıntıyı tersine çevirme yöntemiyle yaratmaya çalışıyor. Buna karşılık Sevil ailenin içindeki travmalara dokunuyor, sana hatırlatıyor, incitiyor. Derin bir yerden etkiliyor.

Zeyno Pekünlü ve Sevil Tunaboylu’nun Sanatorium Galeri’deki sergileri 19 Ocak’a kadar sürecek.

Radikal

Henüz yorum yapılmamış.
Benzer Röportajlar
  Hem iş dünyası hem de sanat dünyasındaki başarıları ile tanınan Tuğrul Velidedeoğlu;  renkli, neşeli, keyifli kişiliği, özverili ve sevgi dolu çocuk yüreği ile &cce
0
0
Ressam Ahmet Güneştekin, Anadolu ve Mezopotamya’nın bin yıllara dayanan kültürel mirasından hareketle toplumun tüm kesimlerini kendi gerçekleriyle Yüzleşme’ye &cce
0
0
Soyut resmin dev ismi Adnan Çoker, yeni sergisiyle Kare'de. Türkiye'nin ilk soyut sergisini 1953'te Ankara'da açan Çoker, "Ecevit siyasete girince Ankara'nı
0
0
İnsanlar vardır, varlıkları, yaşam öyküleri,duruşları kavramların varoluş nedenleri, sembolleridir.. Köy Enstitülü olmak gibi.. Çalışmak yaşam tarzıdır,hatta tutku haline
0
0
Sanat eğitiminden bugün ne anlaşılması gerektiği konusunda görüşlerinizi alabilir miyiz? 21. yüzyılın çağdaş eğitim politikalarında sanatın her geçen gün ne kadar &
0
0