english
Son Yorumlar
Öne Çıkan Yayınlar
Tarihin Derin Kazısı Olarak Sanat ve Duyarlılığın Kesişen Ufku
Yazar: Erkut Sezgin
Çeviri:
Yayın: Cem Yayınevi
Estetik - Modernizmin Tasfiyesi
Yazar: Ali Artun
Çeviri:
Yayın: İletişim Yayınevi
Yazar: Mehmet Yılmaz
Çeviri:
Yayın: Ütopya Yayınevi
Çanaklarla sürekli didişme halindeyim
Seramik
06.12.2012
Röportaj: Alev Ebüzziya     Yazan: Jülide Güngör

 

Sanatseverlerin neredeyse beş yıldır sabırsızlıkla beklediği Alev Ebüzziya sergisinin vakti nihayet geldi. 7 Aralık’ta Galeri Nev’de açılacak sergide sanatçının 11 uçan çanağı var.

Ama öyle rengin binbir skalasında gezinmek yok! Ya da mavi çarpmasıyla irkilmek… Bu defa ‘sır’lı seramik evrenine siyah beyaz bir sadelik, yalınlık ve dinginlik hâkim. Çanaklara da sergiye de bir isim vermemiş sanatçı. Ona göre zaten isme ihtiyaçları da yok. 5 Ocak’a kadar sürecek sergiyi bizzat Alev Ebüzziya’dan dinledik, sessizce.

Bu sergi ne zamandır dilinizde?

Çok zamandır. Arada başka ülkelerde başka sergilerim de oldu ama yoğun olarak tam bir senedir bu sergi için çalışıyorum. Aslında çok uzun zamandır aklımdaydı; çalışmaya da başlamıştım. Ama önce çoğalttım sonra azalttım derken ancak açabildik.

‘Tamam artık, bunlar İstanbul’a gidebilir’i nasıl dediniz?

Bir gün karar vermek gerekiyor. Bir noktada artık yeter, diyorsunuz. Bir gün bitmesi gerekiyor. Yoksa ölene kadar denemeyi sürdürür, sonuçları da kimseye gösteremezsiniz.

Buraya gelecekleri halde gelemeyenler var mı? Yani sizin atölyede bıraktıklarınız?

Var tabii. Bu gruptan 4-5 tanesi atölyede kaldı. Serginin bir bütün olması gerekiyordu ve kimileri o bütünlükle uyum sağlayamadı. Bu bünyeye uymadıkları, bu cümlenin dışında kaldıkları için de İstanbul’a gelmediler. Her parçanın hem iyi olması hem de serginin bütünüyle uyum sağlaması çok önemli. Arada beğenmediklerim, daha iyisini yapabileceğimi düşündüklerim de vardı. Kötü olduklarından değil ama daha iyileri yapılabilirdi; yaptım ve onları getirdim.

Bu defa o alıştığımız çın çın öten maviler yok. Ya da başka renkler… Neden?

Her seferinde aynı şeyi yapamam ki! Ben de başka şeyler yapmak, ben de değişmek istiyorum. Bir aşama, bir değişiklik yoksa sergi açmanın da manası yok. Aynı şeyi tekrar tekrar yapmanın ne gibi bir albenisi olabilir? Sergi açayım diye açılmaz ki! Ancak bir aşama, bir değişiklik varsa açılır. Bir de bu bir galeri sergisi. Ve ben en başından beri siyah beyaz bir sergi istedim. Aslında renk entelektüel bir seçim değil. Tamamen içimden gelen hisse bağlı. Mavileri yaptığım dönem benim için zor bir dönemdi; sonradan öğrendim ki mavi rahatlatan bir renkmiş. Siyah beyazı seçmemin de böyle bir karşılığı vardır belki.

Kararı çanakların verdiği oluyor mu?

Her rengin bir boy isteği, her boyun da bir renk isteği oluyor aslında. Aynı şey yüzey için de geçerli. Yüzeyi nasıl yapacağımı çanağa göre seçiyorum. İlle de zikzak ya da çizgi demiyorum. Çanak ne isterse onu yapıyorum. Tabii bir de yepyeni bir şeyler üretme isteği var. O yüzden sürekli çanakla didişme halindeyim.

Didişme mi, kavga gibi mi?

Tastamam öyle. Çanakla didişiyorum; sürekli bir diyalog oluyor aramızda. Formunu verirken de, yüzey çalışması yaparken de, rengini seçerken de sürekli bir diyalog içindeyiz. Bazen onun dediği oluyor, bazen benim…

Bu defa yani bu sergide kimin dediği oldu? Kim kazandı?

Sonunda ortaklaşa bir karar veriyoruz. Kimse kazanmıyor. Zaten önemli olan kimin kazandığı değil, kimsenin kaybetmemesi. Ne çanak ne ben! Sonuç uzlaşma...

Peki uzlaşıncaya kadar neler yaşandı aranızda? Çok mu çetrefilliydi mesela; nispeten huzurlu mu ya da?

Çok zorluydu. En çok zorlanarak yaptığım çanaklar bunlardı diyebilirim hatta. Büyük parça yapmak zaten zor. Bir de bu büyük parçaları sırlamak -üstelik siyahla- sonra yüzeylerini yapmak, fırına sokup çıkarmak fevkalade ağır bir iş. Parça büyüdükçe aldığınız risk de büyüyor. Gerçi ben o riski sevdiğim için büyük yapıyorum bir yandan da… Çünkü küçük parçaya istediğinizi yapmak kolay. Küçük parçada hâkimiyet sizde, her zaman üstün gelen sizsiniz. Ama büyükte öyle değil. Büyük parçayla daha içli dışlı çalışılıyor, daha çok didişiliyor ve ben bunu seviyorum. Büyük yapmış olmak için yapmıyorum bunu. İş onu gerektirdiği, iş onu istediği için yapıyorum. Çok daha büyüklerini yaptığım oldu hayatımda. Daha da büyüğü yapılır ama önemli olan o değil. Yoksa 3 vinç, 5 işçi tut; dünyanın en büyük çanağını yap. Hiç ilginç değil. Benim için maksat büyük yapmak değil, işin istediğini yapmak. Zorlamak, zorlanmak, daha çok zorlamak. İstediğim her zaman daha iyisini, daha güçlüsünü, daha doğrusunu yapmak.

‘Seramiğin sanat olmadığını söylemek, haksızlık’

“Yurtdışında 30’un üzerinde müzenin koleksiyonunda eserim var. Türkiye’de hiçbir müzede işim yok. Yani… Seramikçi olduğum için yok. Tutup kendimi savunacak değilim, hayatta yapmadığım bir şey. Ama mesleğimi savunmak adına şunu söylemek isterim; bazı seramik sanattır, bazısı değildir. Genel olarak seramiğin sanat olmadığını söylemek büyük bir haksızlık olur bence. Bilinçsizlik.”

 

Henüz yorum yapılmamış.
Benzer Röportajlar
Almanya'da yaşayıp üreten Nevin Aladağ, Arter ve Rampa'da aynı anda açtığı iki sergiyle Türkiye'de. Aladağ ile izleyicisini 'öznelerini kırmaya' davet eden eserlerin
0
0
Yerebatan Sarnıcı` nın mucizevi atmosferi, seramik sanatçısı Mehmet Kutlu` nun "Sudan Bahaneler" başlıklı çalışmasına mekân oldu. Sergi, altınla bezenmiş porselen sütunlarl
0
0
Ünlü seramik sanatçısı Alev Ebuzziya, bu kez 'ellerini' bir giyim markası için kullandı. 'Alev'in Şık Gömleği' ve 'Alev'in İş Gömleği' adıyla
0
0
"...Çanak, çömlek, kap, kacak, kase, fağfur, seramik, porselen, çini, ’gre’, ne derseniz deyin, bu sözcüklerin hiçbiri Alev’in yarattıkları i
0
0