english
Son Yorumlar
Öne Çıkan Yayınlar
Tarihin Derin Kazısı Olarak Sanat ve Duyarlılığın Kesişen Ufku
Yazar: Erkut Sezgin
Çeviri:
Yayın: Cem Yayınevi
Estetik - Modernizmin Tasfiyesi
Yazar: Ali Artun
Çeviri:
Yayın: İletişim Yayınevi
Yazar: Mehmet Yılmaz
Çeviri:
Yayın: Ütopya Yayınevi
Gerçeklerle Yüzleşme’nin Tam Zamanı
Resim
06.12.2012
Röportaj: Ahmet Güneştekin     Yazan: Gülcan Tezcan

Ressam Ahmet Güneştekin, Anadolu ve Mezopotamya’nın bin yıllara dayanan kültürel mirasından hareketle toplumun tüm kesimlerini kendi gerçekleriyle Yüzleşme’ye çağırıyor.

Mitoloji ve sözlü kültürden beslenen çalışmalarıyla; dinler, savaşlar, doğa ve insanlık suçları gibi evrensel konuları tema edinen ressam Ahmet Güneştekin, uluslararası sergi dizisini, son beş yıllık çalışmalarının yer aldığı “Yüzleşme” sergisiyle İstanbul’dan başlattı.

Sanatseverleri 30 Aralık’a kadar ağırlayacak olan sergi, 4 bin metrekarelik bir alana sahip Antrepo 3’te gerçekleştiriliyor. Güneştekin’le,Türkiye’nin 100 yıllık günahlarına (!) da dikkat çektiği eserlerinin öne çıktığı bu devasa projesini konuştuk.

Yüzleşme’nin temel meselesi nedir?

Salona girdiğiniz zaman Çağ Tufanı ve birkaç eser var. Ama esas Bellek’le başlıyor yolculuk. Sergiyi dolaşmaya gelen kişiyi sarsan, birçok şeyi hatırlatan, hafızayı diri tutan ve nereye, nasıl bir sergiye geldiği konusunda uyaran bir video var. Türkiye’nin yüz yıllık günahlarını anlatan bir Video-Art. Yüzleşme, bir anlamda Anadolu ve Mezopotamya’nın karanlık günahlarına bir göndermedir. Bu uluslararası projeyi İstanbul’dan başlattık. 22 Ocak-^0 Mart 20013 tarihleri arasında Ankara “Cer Modern”de de gerçekleştirdikten sonra ve projeyi yurt dışına taşıyacağız. 2013 Nisan’da Hewlêr’de (Erbil), Venedik Bienali süresince Haziran’da Venedik’te ve ardından da Berlin’de olacağız. 2014 yılı içinde de Fransa’nın beş farklı bölgesindeki önemli müzelerini dolaşacak Yüzleşme.

Ama Türkiye’den ve dünyanın birçok farklı yerinden de sergi teklifleri geliyor. Bunlardan biri de Ankara’ydı. Hiç düşünmeden, tereddüt etmeden kabul ettim. Çünkü yüzleşmenin esas muhatabı, Anadolu ve Mezopotamya’nın karanlık yönleriyle asıl yüzleşmesi gereken Ankara’dır. Tabi Ankara derken Türkiye’nin son 100 yıllık tarihinden söz ediyorum. İktidar adayı herkes bu karanlık mirası devir almak zorundadır. Yük, bu karanlığı aydınlatacak olan iktidardadır. Bir anlamda, o karanlığı aydınlatacak ateşle yanacaktır o iktidar, kaçınılmaz olarak. Bir özür bile çok can yakacak güçtedir ama yüzleşmenin başka bir yolu da yoktur. Özürle başlayacak bu paklanma-arınma. Yoksa kimse geçmişi geri getirmekten bahsetmemeli!

Yani devlet adına özür dilemek zorunda kalacak bu karanlık mirası devralanlar…

Tabi, kesinlikle. Aydınlar birbirinden özür dilemeye başladı sanki. Siyasiler de yavaş yavaş özür dileyecekler. En büyük erdem budur ama! Bu konuda en cesaretsizler de siyasilerdir maalesef. Bunu çok net görüyoruz. Bunun hızla değişeceğini düşünüyorum. İnanın şu ana kadar, bu sergiye ulaşan herkes bir şekilde bir şeyle yüzleşti. Tabi bu bir başlangıç sergisi... Videolarda oldukça sert bakışlar var. Sarsıyor ve bu sarsma bizi kendimizle yüzleşmeye götürecek. Mesela “Paradoks”… Bütün bu serginin ciddi bir özetini ve Türkiye’nin de bir anlamda kültürel ve sosyo-politik yapısını kompoze etmiş bir yapıt. Yapıtın en büyük özelliği çok renkliliği, çok kültürlülüğü, çok farklılığı ve bu çoklukların bir araya gelmesinden doğan o muhteşem uyum. 1600 farklı parçadan tasarlandı ve. Hiç biri diğerinin tekrarı değil.

Hepsi biricik ve tek?

Evet. Biricik ve tek ama bir araya geldiği zaman toplumları oluşturuyor, halkları oluşturuyor; dilleri, dinleri oluşturuyor. Evrenin zenginliğini oluşturuyor. “Paradoks”un en büyük özelliği, bir yerinden bir parçasını eksilttiğiniz an, yapıtın dengesi altüst olur. Bu da evren gibidir. Daha özele indirgersek, bırakın bir dili bir ırkı yok etmeyi, en ufak bir hücreyi bile yok etmeye kalkışırsanız, evreni altüst etmiş olursunuz. Kaldı ki, bir atomu parçalamak bile nelere kadir (!) Yok etmeyi siz düşünün.

Tüm bunlar karşısında durmanın tarih boyunca eskimemiş ve etkisi her geçen gün artan tek silah (!) sanattır. Benim de diğer sanatçı dostlarımın da gücü sanatıdır. İçinde bulunduğumuz hassas süreçte özellikle sanat eleştirmenleri ve aydınların benden ve diğer sanatçı dostlardan beklentileri vardı. Yüzleşme” o beklentilere bir cevap oldu bir anlamda. Önceki üslubuma nazaran yumuşak olmadı, sert bir geçiş oldu ama sanırım o sarsıntıya benim de ihtiyacım vardı.

Muhalif duruşunuza rağmen “Yüzleşme”nin açılışına hemen her kesimden gelen oldu…

“Muhalif” değil de “sanatçı” demeyi tercih ederim. Zira sanatçı, muhalifliği de barındırıyor zaten. Evet, sergi en az tablolar kadar renkliydi. İsmail Beşikçi de vardı, Ara Güler de, Türkan Sabancı da, Hasip Kaplan da, Nuri Çolakoğlu da... Bu insanları sanat dışında hiçbir zaman bir araya getiremezsiniz. Bir cenazede hatta doğal bir afette bile. Van depreminde, Roboski’de ya da Silvan’da bir daha tecrübe ettik bunu. Ayrıca, dünyanın birçok yerinden de sanat insanları gelmişti. “Yüzleşme”ye uygun “simalar tablosu” vardı açılışta. Bu hepimizi mutlu etti.

Anadolu ve Mezopotamya’da da ciddi bir takipçi kitleniz var değil mi?

Evet. Bunun uzun bir öyküsü var. Kısaca bahsetmeden geçemeyeceğim çünkü çok önemli. 1997 yılında Anadolu ve Mezopotamya gezilerine başladım. 2003 yılında bu gezilere “Coşkun Aral’la devam ettim. 2 yıl boyunca sanat yönetmenliğini yürüttüğüm “Haberci” programının ardından 2005 yılında “Güneşin İzinde” adlı sanat projemi hayata geçirdim. Bir sanatsal sorumluluk projesi olarak başladığım bu sanat hareketi kapsamında 5 yıl içinde Türkiye sanat tarihine girmiş; ressam, heykeltıraş, sanat tarihçi ve eleştirmenle Anadolu ve Mezopotamya’da ortak sergiler, paneller ve farklı etkinlikler düzenledik. Bu süre boyunca 60’a yakın sanat insanıyla ortak etkinliklerde bulunduğumuz proje kapsamında, “Çocuklarla Resim” adlı atölye çalışmalarında da binlerce çocuğu resimle buluşturduk. Takipçilerin öyküsü böyle işte… Ben onları takip ediyorum, onlar da beni takip ediyorlar diyebilirim.

Sanatın İstanbul’un ya da Ankara gibi diğer birkaç büyük şehrin tekelinden çıkarılması için daha yeni ve güçlü projeler gerekmiyor mu artık?

Elbette. İşte asıl soru bu. Bu soruyu etraflıca konuşup tartışmak gerekiyor sanatçılar arasında. Sadece siyasetle ilgili konularda değil, sanatla ilgili konularla ilgili de sanatçıların toplanması gerek. Ankara, İzmir, Bursa, Adana gibi büyükşehirlere baktığımız zaman İstanbul’un sanat ortamının yüzde 5’ine sahip değiller. Yüzde 5 bile iyimser bir rakam. Bu acı bir şeydir. Avrupa’ya baktığımız zaman küçük kasabalarında bile İstanbul’un en saygın müzeleri niteliğinde sanat kurumları var. Dünyaya açılmaya çalışan bu ülkenin bir kültür-sanat politikasının olmaması çok acı. Düşünün bu sergiyi açtığım mekân, devlete ait bir mekân. İlk defa bir sanatçının bu büyüklükte bir sergisi oluyor. Peki devlet destek oldu mu? Hayır. Devlet bu mekânı 200 bin TL karşılığında tahsis etti. Ve bu sergi devletin, hiçbir maddi desteği olmadan açıldı. Gereken müracaatları da yaptık. Ama istediğimiz sonucu alamadık. Üstelik belirttik. “Bakın bu sergi Hewlêr’e (Erbil) gidiyor, Viyana’ya gidiyor, Fransa’ya gidiyor.” dedik. Ama o parayı da ödedik!

Barışın dilini sanatçılar kurmak zorunda derler ama o dili desteklemezlerse güçlenemeyecek herhalde.

Hayır, sıkıştıkları zaman da sanatçılardan destek istiyorlar, haydi sanatçılar konuşsun ama sanatçıları dinleyen yok. Eğer sanatçılar dinlenmiş olsa ülke anında barış-bayram yerine döner. Burada Anadolu ve Mezopotamya’nın binlerce yıllık kültürleri var. İlk yazılı kaynaktan başlayarak gelen kültür! Bu az değil. Ve hepsinin birbiriyle bağları var. Bununla yüzleşmeliyiz işte.

haber.stargazete.com

Henüz yorum yapılmamış.
Benzer Röportajlar
  Hem iş dünyası hem de sanat dünyasındaki başarıları ile tanınan Tuğrul Velidedeoğlu;  renkli, neşeli, keyifli kişiliği, özverili ve sevgi dolu çocuk yüreği ile &cce
0
0
Zeyno Pekünlü ve Sevil Tunaboylu, Sanatorium'da açtıkları sergilerde farklı yollarla da olsa aslında erkek dünyasını ele alıyor. Sevil Tunaboylu ‘Ufukta Kaybolana Kadar İz
0
0
Soyut resmin dev ismi Adnan Çoker, yeni sergisiyle Kare'de. Türkiye'nin ilk soyut sergisini 1953'te Ankara'da açan Çoker, "Ecevit siyasete girince Ankara'nı
0
0
İnsanlar vardır, varlıkları, yaşam öyküleri,duruşları kavramların varoluş nedenleri, sembolleridir.. Köy Enstitülü olmak gibi.. Çalışmak yaşam tarzıdır,hatta tutku haline
0
0
Sanat eğitiminden bugün ne anlaşılması gerektiği konusunda görüşlerinizi alabilir miyiz? 21. yüzyılın çağdaş eğitim politikalarında sanatın her geçen gün ne kadar &
0
0