english
Son Yorumlar
Öne Çıkan Yayınlar
Tarihin Derin Kazısı Olarak Sanat ve Duyarlılığın Kesişen Ufku
Yazar: Erkut Sezgin
Çeviri:
Yayın: Cem Yayınevi
Estetik - Modernizmin Tasfiyesi
Yazar: Ali Artun
Çeviri:
Yayın: İletişim Yayınevi
Yazar: Mehmet Yılmaz
Çeviri:
Yayın: Ütopya Yayınevi
Şakir Gökçebağ röportajı
Yerleştirme
20.04.2011
Röportaj: Şakir Gökçebağ     Yazan: timeoutistanbul.com

En son Apel'de 'Çeşme' adlı karma sergide 'Yarışma' yapıtına vurulduğumuz, enstalasyonlarıyla sıradan günlük eşyaları konuşturan sıradışı sanatçı Şakir Gökçebağ ile ay boyunca Apel'de açık kalacak sergisi öncesi bir araya geldik.

90’ların başı daha çok resme yoğunlaştığınız bir dönemdi. Enstalasyon denemeleri de yapıyordunuz ama onları sergi alanına çıkartmıyordunuz. Şimdilerde ise sergilerinize enstalasyonlarınız hakim. Enstalasyon üzerine yoğunlaşmanızda neler etkili oldu? 
Bu geçiş dönemi çok uzun bir süreçti. Enstalasyon ve fotoğraf denemelerimi hemen sergilemeyip, olgunlaşmaları için biraz beklemek istedim. İlk enstalasyonum ‘Günümüz Sanatçıları’ sergisinde 1994’te gösterildi. Sonra bu yönde çalışmalarım yoğunlaşarak devam etti. Enstalasyon o dönemde kendini yeni yeni göstermeye başlamıştı. ‘Günümüz Sanatçıları’ sergileri ve bienallerle bugünkü konumuna geldi. Tam da bu dönemde Avrupa’ya gidip gelmeye başlamıştım. Orada gördüklerim, yaptıklarımı teşvik etti. Daha sağlam bir zemine oturttu.

‘Less is more’ (daha azı, daha fazladır) mottosunun sanatsal faaliyetlerinize karşılık gelen en iyi tamlama olduğunu düşünüyorum. Ki bu hiç de kolay değil. Dolaylamaya, takılar takarak uzatmaya ve olabildiğince karmaşık ifade etmeye meyilli varlıklarız. Beyninizi tüm bunlardan ve dış etkenlerden nasıl koruyorsunuz?
Güzel ama zor bir soru. Sanatsal kişilik oturmuşsa onu dış etkenlerden korumak için çok fazla çabaya ihtiyaç olmaz. Sanatçı gördüklerinden etkilenir. Bu durum hem kaçınılmaz hem de normaldir. Hele mizacına uygunsa onları hiç unutmaz. Bir şekilde bilinçaltına yerleşir bunlar, toplanır. Bu birikim dışarı çıkarken bir süzgeçten geçer. İşte yalınlaştırma tam da burada devreye giriyor. Hem çok şey görecek hem de en yalın bir şekilde anlatacaksın. Aslında bu kişilikle olduğu kadar sanat üretim süreci ile de ilintili. Ben bir yapıtı sergilemeden önce bir süre bekletirim. Artık hiç bir ekleme ve çıkartma yapılamayacak hale gelene kadar birkaç kez süzgeçten geçiririm. Benim için önemli olan izleyicinin işini kolaylaştırmak, zorlaştırmak değil.

Nasıl şekilleniyor aklınızda bir seri/enstalasyon fikri? Nelerden ilham alıyorsunuz?
Üretim uzun bir süreç. Fikir hemen oluşsa bile o fikrin olgunlaşması, yalın bir hale gelmesi uzun sürer. Bu sürenin ardından ilk düşündüğüm taslağı hiç değiştirmeden kullandığım zamanlar da oldu ama yine de bu süre her zaman gerekli. Deneysellik, sürekli bir arayış içinde olmak benim için önemli. Bazen satranç oynar gibi ciddi, bazen de eğlenceli bir çocuk oyunundaki gibi samimi... İlham kaynağım etrafımda gördüğüm nesneler, günlük kullanım eşyaları. Ben varlıkların doğal durumlarını sorguluyorum. Sıradan şeylerin sıradışı görünümleri bana göre gündelik monotonluğu dayanılır hale getiriyor. Eşya ile mekân arasındaki alışılmışın dışındaki ilişkiler, eşyanın tabiatına aykırı durumlar benim ilgi alanıma giriyor.

Ayakkabı, tuvalet kağıdı, elma, süpürge, kevgir, şemsiye bugüne kadar enstalasyonlarınızda yer almış günlük yaşam eşyaları arasında. Bu kullandığınız objelerle işiniz bitti mi? Yoksa çok farklı içeriklerle tekrardan karşımıza çıkabilirler mi?
İster tek, ister seri bir çalışma olsun üzerinde çalıştığım işin taslak aşamalarında mutlaka farklı varyasyonlarını üretirim. Onların arasından bir tanesine karar verir, uygular ve çalışmayı sonlandırırım. Uygulama sırasında değişiklikler yaptığım da olur tabii.

Aynı objeyi farklı bir konsept ile yeniden kurgulamak mümkün. Zaman içinde farklı beğenilerin olması doğal. 10 yıl kadar önce yaptığım ve o zaman önemsemediğim bir taslağı yeniden keşfettiğim zamanlar oldu ama genelde bir obje ile bir seri iş ürettikten sonra aynı objeye tekrar geri dönmem. 

Bu sergi için odağınıza yerleştirdiğiniz erkekler sanki biraz külhanbeyi ve doyumsuz tipler. Bu seçim ile neyi sorguluyor, nelerin peşine düşüyorsunuz? ‘Kavunistanbul’un sergideki konumu ne? 
Serginin adı ‘Bıyıkaltı’. Bu ismi vermemin nedeni kemerlerle yaptığım ‘Kasımpaşa’ ve ‘Harem’ gibi bir seri yerleştirme. Her iki çalışmada da maskülen öğeler ön plana çıkıyor. Bıyıkaltı yapmak aynı zamanda bir mizah üretimi. Buradaki üretim ile benim sanatsal üretimim bir paralellik taşıyor. ‘Kavunistanbul’ da bu konsept içinde, mizahi bir bıyıkaltı ruhu taşıyor.

Motifleriyle ‘Harem’ ve negatif alan kullanımıyla ‘Kasımpaşa’ya ilk bakışta vurulmamak elde değil. Bu iki yerleştirmenizi kurgu ve isimlendirme aşamalarından biraz bahseder misiniz? 
Çalışmalarım önce fikir ve kurguyla başlar. Fikirleri spermlere benzetirim. Her 100 fikirden ancak biri-ikisi sergileme aşamasına ulaşır. Sergilenmeyenler bir gün bir başka konsept ile bir araya gelme umuduyla bekler. Sergi alanının, başka bir deyişle mekânın bu bekleme süresinde rolü çok büyüktür. İsimlendirme ve sergi konseptini oluşturma bir sonraki aşama. Bunlarda da eserin doğasına uygun isimlendirmeler yapmaya dikkat ediyorum. Kemer serisinin ilk taslaklarını altı ay kadar önce yapmıştım. Çıkış noktam pantolon ile yaptığım bir seri eskizdi. Sonra pantolon ile kemeri beraber kullandım. Son aşamada da kemerleri tek başına. ‘Kasımpaşa’ ismi daha eskiz aşamasında aklıma geldi, ‘Harem’ de öyle. Erkek kemeri ile bizdeki pencere parmaklıkları motifi (kaynak kullanılmadan yapılan geçmeli demirler) aklımda bir araya gelmişti çünkü. Sergi konseptini oluştururken bir-iki ay kadar önce maskülen objelerin çokluğunu fark ettim ama bu çağrışımdansa ‘Bıyıkaltı’ sergimdeki mizah çağrışımı çok daha önemli. Mizah benim işlerimde genelde varlığını hissettiren bir durumdur.

Kurguyu kağıt üzerinde çizim aşamasında mı belirliyorsunuz? 
Evet, kağıt üzerine yaptığım çizimlerle başlarım. Uygulama öncesi -bazı işleri daha iyi görebilmek için- bilgisayar simulasyonu da yapıyorum.

Son tahlilde yaptığınız değişikliklerle bu seri için kaç kemer kullandınız, fotoğraflar için kaç karpuz kestiniz?
En son aşamasına gelene kadar 100’dan fazla kemer kullandım. Karpuz fotoğraflarını çekerken 10-15 karpuzu aynı anda kesip fotoğraflamam gerekiyordu. İşim bittikten sonra karpuzları komşulara dağıttım. Elma, fasulye, biber ve narı da keza öyle.

Nasıl bir çalışma alanınız var? Müzik dinler misiniz çalışırken? Sergilemeden önce işler bekleme süresince gözünüzün önünde mi olur yoksa onu belli bir süre gözden uzak tuttuktan sonra tekrar mı alırsınız karşınıza?
Atölyem dağınıktır. Birinde bilgisayar olan birkaç masam var. Bir köşesi fotoğraf stüdyosu. Duvarlar benden onay bekleyen sonuçlanmamış işlerle dolu. Göz önünde olunca ekleme çıkarma yapmam daha kolay oluyor. Arka planda daima müzik vardır, tür dünya müziği.

Üzerinde çalıştığınız yeni fotoğraf projeleriniz var mı? 
Evet yeni fotoğraf projelerim var. Gün ışığına çıkmaları için uygun zemin gerekiyor. Yani her zamanki gibi çok şeyin bir araya gelmesi gerekiyor: Mekân, zaman, konsept, destek... Kısaca arz-talep.

‘Bıyıkaltı’
2-30 Nisan tarihleri arasında Galeri Apel’de. 
(0212) 292 72 36 Hayriye Caddesi 5A, Galatasaray
Pazar, pazartesi hariç her gün 11.30-18.30 arasında açık.

www.sakirgokcebag.com / www.galleryapel.com

Henüz yorum yapılmamış.
Benzer Röportajlar
Türkiye'deki ikinci sergisini Rampa'da açan Servet Koçyiğit, "Bu sergiyle bir daha konuşmamak üzere romantizmi öldüreceğiz" diyor. Koçyiğit, Tü
0
0