english
Son Yorumlar
Öne Çıkan Yayınlar
Tarihin Derin Kazısı Olarak Sanat ve Duyarlılığın Kesişen Ufku
Yazar: Erkut Sezgin
Çeviri:
Yayın: Cem Yayınevi
Estetik - Modernizmin Tasfiyesi
Yazar: Ali Artun
Çeviri:
Yayın: İletişim Yayınevi
Yazar: Mehmet Yılmaz
Çeviri:
Yayın: Ütopya Yayınevi
Prof. Dr. Basri Erdem ile söyleşi
Resim
02.07.2012
Röportaj: Basri Erdem     Yazan: Sibel Tuğal, Oğuz Kurum

Sanat eğitiminden bugün ne anlaşılması gerektiği konusunda görüşlerinizi alabilir miyiz?

21. yüzyılın çağdaş eğitim politikalarında sanatın her geçen gün ne kadar önem kazandığını toplumların kültürel yapısındaki değişikliklerden rahatlıkla görebiliyoruz. Kültürel kalkınmanın sağlanabilmesi ancak duyabilen, görebilen, sorgulayabilen bireylerin yetiştirilebilmesi ile sağlanabilir. Bu da sanatın ve sanat eğitiminin gelişmiş olduğu toplumlarda mümkün olmaktadır. Çünkü eğitimin esas amacı olarak karşımıza çıkan bilgi, beceri ve duyarlılık kazandırma ilkesi, sanat olgusunu da içerdiğinden kişinin özgür düşünebilen ve yaratıcı davranabilen yetilerini ortaya çıkarmaktadır.

Bu noktada bir toplumda eğitimin her aşamasında sanat eğitiminin, ayrı bir önem kazandığını söyleyebiliriz. Daha kaliteli bir sanat eğitimi için gerekli şartların neler olduğu konusunda son yıllarda sürekli araştırmalar yapılıyor, ancak ülkemizde henüz kültür politikaları doğru bir biçimde uygulanmadığı için sanatın da gerekliliği henüz kavranmış değildir. Özellikle üniversitelerdeki fiziki, maddi ve program yetersizlikleri nedeniyle toplumun sanat kültürü de istenen noktaya gelememiştir. Çünkü öncelikle devletin sahip çıkması gereken yatırımların bir türlü yerine ulaşamaması ve sürekli bireysel çabalarla yaratılmaya çalışılan olanakların bu konuda yetersiz kalması nedeniyle genel anlamda toplumsal bir karmaşa yaşanmaktadır. En önemlisi de sanat eğitimine yeterince önemin verilmeyişidir.

Bugün Türkiye'deki sanat eğitiminin nasıl olması gerektiği görüşündesiniz?

Ülkemizde ilköğretimden başlayıp üniversitelere kadar yansıyan bir sanat eğitimi çıkmazı yaşanmaktadır. Özellikle 1970'li yıllardan sonra sanat eğitimi programlarının sorunları üzerine ve kaliteyi artırmaya yönelik kalkınma projeleri, ne yazık ki üretilip hayata geçirilememiştir. Sanat eğitimi bir süreç gerektirir; bu nedenle, yaşam boyu devam eden bir sanat eğitiminde, Köy Enstitüleri modeline benzer bir politika izlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Buna karşın ülkemizde sanat eğitimi veren kurumlar, hep belirli gün ve zamanlarda önem kazanmaktadır. Sanatın da tıpkı bilimsel araştırmalar yapan bölümler gibi kendi bünyesi içinde ürünler veren bir kurum olarak düşünülmesi gerekmektedir. Bu anlamda aynı ciddiyet ve saygının sanat kurumlarına da gösterilmesi çok önemlidir.

 

Bunun yanı sıra Türkiye çapında ulusal sanat ve sanat eğitimi üzerine projelerin üretilip hayata geçirilmesinin çok gerekli olduğunu düşünüyorum. Bilim alanında olduğu gibi enstitüler de, sanat alanında ve teknolojik araştırmalar konusunda kurumsallaşmaya gitmelidir. Böylelikle özlemini duyduğumuz daha iyi bir sanat eğitimi politikası içinde her disiplin, kendi önemini koruyup alanına katkı sağlayacaktır.

Sanatçı ve aynı zamanda bir eğitimci olarak bu konuda ülkemizin içinde bulunduğu durumdan söz edebilir misiniz?

Az önce de belirttiğim gibi sanatın çağdaş eğitim politikaları açısından sanatın her geçen gün önem kazandığını kültürel yapıdaki değişimlerden de gözlemleyebiliyoruz. Artık yavaş yavaş kültürel kalkınmanın sanat eğitimine verilecek değerle sağlanabileceği ve bu bağlamda da özgür düşünce ve yaratılığın sanatın temel unsurlarından olduğu anlaşılmaya başlandı.

Günümüzde sanatın varmış olduğu nokta, her dönemin kendine ait değerlerini barındırırken, günümüzün yaşam kültürü ile de özdeş bir süreç sergilemesidir. Küresel ortamın getirdiği karmaşaya rağmen, sanatta bunun yansımalarını zengin paylaşımlar olarak da görebiliyoruz.

 

Kültürün toplumsal olarak alımlanışı konusunda müzelerin katkısı üzerine neler düşünüyorsunuz. Bu açıdan yaklaşıldığında, bugün Türkiye'deki müzelerin konumuna ilişkin görüşlerinizi öğrenebilir miyiz?

Müzeler, bir toplumda, bireylerin çevrelerindeki kültür varlıklarını tanıyabilmeleri ve geçmişten gelen değerleri sahiplenip gelecek kuşağa miras bırakabilmeleri için oluşturulmuş kültür mekânlarıdır. Evrensellikten söz ediyoruz ama ülkemizde kendi değerlerimizi sunabileceğimiz bu nitelikte bir müzemiz bile yok. Ancak bu soruna el atan özel kurum ve kişilerin girişimleriyle son yıllarda müzecilik alanında bir hareketlenme başlatılmasına rağmen, gelişmiş toplumların günümüze kadar olan birikimlerini yakalamamız yine de çok zor görünüyor. Bu açıdan neredeyse bir asır gerideyiz.

Bir topluma ve devlete ait tüm değer ve düşünceler müzede yaşam bulur. Bu açıdan evrensellik ve bireysellik müzede anlam kazanır. Tüm bu üzerine konuştuklarımız da birey olarak müze eğitiminin, sosyal yaşam standardını belirlemede ne kadar önemli olduğunu unutmamız gerektiğini hatırlatıyor bize. Dolayısıyla, kültürlerin kalıcılığını sağlamak ve millî değerlerimizi ifade edip sunabilecek ortamlar hazırlamak, günümüz evrensel değerleri için de bir kat daha önem kazanıyor.

Aydınlanma çağını 20. yüzyılda yaşamış bir ülke olarak, sanatı anlama ve ona değer verip muhafaza etme kültürünü henüz benimseyememiş olmamız, müzecilik olgusunu da olumsuz etkilemektedir. Çünkü ülkemizde sanat eserlerinin sağlıklı korunmasına yönelik bir altyapı oluşturulmamıştır. Günümüzde yalnız birilerinin çıkarları doğrultusunda alınan kararlarla ve toplum değerlerini tanımaz bir tutum içinde, mirasımız yok edilmeye çalışılmaktadır. Bu yüzden, acilen uzun süreçte kalıcı ve geçmişe yönelik sahip çıkılacak müzelerin yaygınlaşması gerekmektedir.

Müzecilik alanında son yıllarda yapılan çalışmalar konusunda ne düşünüyorsunuz?

Müzeciliğe yıllardır gerekli önemin verilmediği bir gerçek olsa da son yıllarda özel girişimlerle, kanayan yaraya parmak basılmaya başlandığını da belirtmek gerekiyor. Çünkü bu alanda yetişmiş sanatçıların ısrarlı tutumları ve kendi gayretleriyle müze oluşumunda bir hareketlenme başlatılmıştır. Özellikle bu alanda Sabancı Müzesi, Rahmi Koç Müzesi, Eczacıbaşı Modern Sanatlar Müzesi, Pera Müzesi, Selçuk Yaşar Resim Müzesi, Doğançay Müzesi ile Anadolu Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, Trakya Üniversitesi ve Atatürk Üniversitesi'nin çabalarını görüyoruz. Özellikle Özgün Baskıresim sanatında kuruculuğunu Prof. Dr. Süleyman Saim Tekcan'ın yaptığı İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi'nin (İMOGA) kurulması ülkemiz için büyük bir kazanımdır.

Sonuçta tüm bu geç kalmışlıklara rağmen, toplumumuzun ileriki yıllarda daha birçok müze kazanacağı inancındayım.

Akademist Dergisi, Haziran 2007 

Henüz yorum yapılmamış.
Benzer Röportajlar
  Hem iş dünyası hem de sanat dünyasındaki başarıları ile tanınan Tuğrul Velidedeoğlu;  renkli, neşeli, keyifli kişiliği, özverili ve sevgi dolu çocuk yüreği ile &cce
0
0
Zeyno Pekünlü ve Sevil Tunaboylu, Sanatorium'da açtıkları sergilerde farklı yollarla da olsa aslında erkek dünyasını ele alıyor. Sevil Tunaboylu ‘Ufukta Kaybolana Kadar İz
0
0
Ressam Ahmet Güneştekin, Anadolu ve Mezopotamya’nın bin yıllara dayanan kültürel mirasından hareketle toplumun tüm kesimlerini kendi gerçekleriyle Yüzleşme’ye &cce
0
0
Soyut resmin dev ismi Adnan Çoker, yeni sergisiyle Kare'de. Türkiye'nin ilk soyut sergisini 1953'te Ankara'da açan Çoker, "Ecevit siyasete girince Ankara'nı
0
0
İnsanlar vardır, varlıkları, yaşam öyküleri,duruşları kavramların varoluş nedenleri, sembolleridir.. Köy Enstitülü olmak gibi.. Çalışmak yaşam tarzıdır,hatta tutku haline
0
0