english
Son Yorumlar
Öne Çıkan Yayınlar
Tarihin Derin Kazısı Olarak Sanat ve Duyarlılığın Kesişen Ufku
Yazar: Erkut Sezgin
Çeviri:
Yayın: Cem Yayınevi
Estetik - Modernizmin Tasfiyesi
Yazar: Ali Artun
Çeviri:
Yayın: İletişim Yayınevi
Yazar: Mehmet Yılmaz
Çeviri:
Yayın: Ütopya Yayınevi
Bedri Rahmi Eyüboğlu Resim Sergisi
Resim
26.10.2012

13 ekim-25 kasım 2012
arete sanat galerisi;kerim sefer plaza,turan güneş blv.no.:98 kat:2, Çankaya Ankara
312- 440 0881
info@aretesanat.com

 

Benim bildiğim Bedri Rahmi Eyüboğlu 1975 yılında vefat etti. Amma o kadar velut (çok üreten, verimli) bir sanatçıymış ki vefatından bu yana özellikle ailesinin elinde bulunan resimleriyle sergiler düzenlenegeliyor. Demek ki neymiş; ölümden sonra bile sergiler açmaya devam etmek için çok eser bırakmak gerekiyormuş. Resim yapmak ve sergilemek bir yaşam tarzı. Yaşam tarzı ölüm mölüm dinlemiyor demek ki. Oysa bazı akademi hocalarının, bir ressamın hayatında en fazla 120 kadar resim yapması bundan fazlasını yapmaması gerektiği gibi bir fetva verdikleri kulağıma gelmişti (!). Sergi açılışı sırasında bunları konuşurken garson gezdirdiği çerez tabağını önümüzde tutarak ille de cevizlerden birer avuç almamızı istediyse de darbeyi ustaca savuşturmasını bildik. 

Arete Sanat Galerisi de iddialı galerilerden. Hep en iyisini yapmaya çalışıyor. Birazcık uzağa üşenmez sürerseniz arabanız için park sorunu da kalmıyor. Binbir çeşit kaliteli, cins halıların sergilendiği mağazanın içerisinden göz zevkinizi tatmin ederek galeriye iniyorsunuz.  Böyle bedii (gözümüzü gönlümüzü okşayan)  bir doygunluktan sonra göreceğiniz serginin bu doygunluğun verdiği rehavetten sizi uyandırma kalite ve kapasitede olması lazım. Öyle de oluyor.

Bedri Rahmi velutluğunun yanısıra komple bir sanatçı; gravür, seramik, heykel, vitray, yazma, hat, mozaik, serigrafi, litografi… hemen her dalda eser vermiş. Bedri Rahmi deyince gözümüzün önüne genelde sevgiyle ele aldığı geleneksel süsleme ve halk el sanatlarındaki motifleri Batı plastik sanatlar geleneğiyle harmanlamak suretiyle ortaya çıkardığı eserler gelir. Köylü figürleri bazen Picassovari kılıklara bürünür. Severiz.

Biografisine bakıyorum Andre Lothe ve Leopold Levy gibi devlerle çalışmış .İlk hocaları da Zeki Kocamemi ve Nazmi Ziya ile İbrahim Çallı. Fransa’dayken Gauguin’den bol bol  kopyeler yapmış. Zira bir resmini karşıdan görür görmez ‘aaa ne kadar Gauguin’ dedim. Meğer sebebi varmış

Sergi bu kez bölümlere ayrılmış. İlk duvarda bizi bir sürpriz bekliyor; hayatında yaptığı ilk ve son  iki resmi yan yana. O kadar farklı ki!...  Görmelisiniz. Son resmini yaparken Üstad zaten hastaymış; son günlerini yaşıyormuş. O halde dahi bu resmi tamamlamaktan geri durmamış. Bu bana Paul Gauguin’in son günlerini hatırlattı. Gözleri artık kör olmuştu. Büyük ebatlı son eserini bitirmeye çalışıyordu; Tahiti’de o çok sevdiği yerlilerin (‘vahine’ lerinden birinden çocuğu da olmuştu!) günlük yaşamından bir kesit sunuyordu. Ama o kesite bakar bakmaz bir gizemin adeta sizi farkındalığınıza kavuşturmaya çalıştığını seznliiyordunuz. Tablonun ismi insanlığın hayatı boyunca peşinden koşması gereken tek sorunsalı ortaya koyuyordu zaten; ‘nereden geliyoruz, neyiz, nereye gidiyoruz?’… Bedri Rahmi’nin de  resimlerinin kopyelerini yaparak o pek haşır neşir olduğu P. Gauguin’in son saatlerinin sanki tıpkısının aynısını yaşamış olması sizce bir rastlantı mı? Yoksa hayatın ‘altın oran’ şeklinde bir tekrarı mı?

İlk ve son resimlerinden sonra sergi dizisi onar yıllık aralara bölünmüş halde devam ediyor; 1920’ler adı altında resimlerle başlıyor; 1930’lar…bir resim var ki o tarihler için bayağı cüretkar sayılabilir. Karşılıklı iki kadın; göğüsleri neredeyse birbirine geçmiş…  1940’lar, elliler, altmışlar ve yetmişler…

Habib Aydoğdu’yla, sergiyle alakası yoktu ama bizi  nereden andıysa ortak arkadaşımız ressam Sabiha Erengönül’ün kabrindeki kulaklarını çınlattık. Kırk yaşındaydı vefat ettiğinde.  Çok yetenekli bir sanatçıydı. Eksantrik de bir kişiliği vardı. Birisi için söylediği  ‘olur mu katrandan reçel?’  lafı kulaklarımda kalmıştır hep. Maalesef bana hediye ettiği bir resim kayıp; biri ise allahtan duruyor.

Bedri Rahmi bildiğimiz gibi iyi bir şair de. ‘Karadut’u meşhur. Bu şiirin yaşadığı bir aşkın ürünü olduğunu söylerler. Hafızalarımızı tazeleyelim:

"Karadutum, çatal karam, çingenem
Nar tanem, nur tanem, bir tanem
Ağaç isem dalımsın salkım saçak
Petek isem balımsın ağulum
Günahımsın, vebalimsin.
Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
Yoluna bir can koyduğum
Gökte ararken yerde bulduğum
Karadutum, çatal karam, çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem
Gülen ayvam, ağlayan narımsın
Kadınım, kısrağım, karımsın."

 

Arete, sergiyle ilgili güzel bir broşür hazırlamış. Broşüre bir de CD ekli; Sanatçıya dair birçok şey orada sırlarını açmak üzere muzipçe ziyaretçisini bekliyor. Daha nice Bedri Rahmi sergilerine!…

14 ekim 2012 ankara

 


 

Yazan: Monad Balkan,
Henüz yorum yapılmamış.
Benzer Makaleler
Fırça Sanat Galerisinin sahibesi Semra Sancak’ın on parmağında on marifet. Galeri yönetiyor, kurslar açıyor, kendisi sanatla uğraşıyor, röportajlar yapıyor… Sabri Akça ile yaptığı tatlı söyleşisi de >>
0
0
Bahçesine ve çiçeklerine tutkun Monet’nin, orada gerçekleştirdiği son dönem çalışmaları ve gözündeki rahatsızlık ile değişen, cesurlaşan yapıtları bu sergide yer alıyor. "İzlenim: G& >>
0
0
(ŞEREF BİGALİ-FİKRET OTYAM-NEVZAT AKORAL-NURİ ABAÇ-ŞADAN BEZEYİŞ-ADNAN ÇOKER-ORHAN PEKER-TURAN EROL-ZEKİ KIRAL-BURHAN DOĞANÇAY-NİHAT TANDOĞAN-ALİ DEMİR-ÖZDEMİR ALTAN-NECDET KALAY-ÖMER KALEŞİ-DURAN KARACA-FETHİ ARDA) >>
0
0
16 ekim-30 kasım 2012 Hoşdere C 122 9 Ayrancı Çankaya Tel:0 312 438 72 75 Fax:0 312 440 59 60 www.ardasanat.com 16 ekim akşamıydı; hava hafif puslu ama davet edici. Kavaklıdere’deki atölyemin hemen önünde >>
0
0
‘çizginin ucunda’  desen sergisi 13 ekim – 30 kasım 2012 ‘m1886 galerisi; tepe prime, eskişehir yolu  9km. A/4 ankara; 312-286 0074’ ‘Tepe Prime’ pek modern ve de sosyetik havalı >>
0
0