english
Son Yorumlar
Öne Çıkan Yayınlar
Tarihin Derin Kazısı Olarak Sanat ve Duyarlılığın Kesişen Ufku
Yazar: Erkut Sezgin
Çeviri:
Yayın: Cem Yayınevi
Estetik - Modernizmin Tasfiyesi
Yazar: Ali Artun
Çeviri:
Yayın: İletişim Yayınevi
Yazar: Mehmet Yılmaz
Çeviri:
Yayın: Ütopya Yayınevi
İlhan Berk Anma Sergisi
Resim
02.09.2012

İlhan Berk Anma Sergisinin açılışına katılmak üzere OASİS AVM’de yeralan Nurol Sanat Galerisine gittim. Galeri, OASİS’in bana labirent gibi gelen koridorları içerisinde bulunması pek zor bir yerinde. Gittiğim her seferde dönenip duruyorum. Bu kez bir mihmandar kiraladım ve hedefe salimen vasıl oldum(!)

Kalabalıktı. Sergiyi geziyorum. Galerinin dışında da duvarlara resimler asılmış. Ve kokteyl masaları bu alana kurulmuş. Herkes koyu bir sohbet içerisinde. İlhan Berk Türk şiirinde yeri olan bir şair.  Ressamlığı ikincil bir uğraş. Amma ve lakin ben Üstadın resimlerini çok sevdim. Şiirlerinden aldığım keyiften fazla. Şöyle kağıt üstüne çiziktiriverilmiş gibi amma usta soyutlamalar ve lezzetli. Duvarlarda şiirlerine de rastlıyoruz; sanatı ve kendisi hakkındaki açıklamalarına da. Biografisine baktığımızda şiirinde çeşitli safhalardan geçtiğini görüyoruz. Heceyle başlamış. İkinci Yeni cereyanının kurucuları arasında olmuş… Sanatçı ‘anlam’a karşı olduğunu israrla söylüyor. Anlam için sanat yapılmaz demek istiyor. Ama insan kuşkuya düşüyor; Şair ya bayağı bayağı bir filozof ya da afaki bilgi ve kulaktan dolma zihinaltı donanımların etkileriyle anlam olmadığını sandığı anlam dolu dizeler yazıveriyor. Yok belli bir filozofi paralelinde ise o zaman bu anlamdan kaçış hikayesi nedir?  Ben Şairin dizelerinde varoluşçu esintiler buluyorum. Şunu söyleyeyim; insan anlamdan kaçsa da anlam onu bir yerde yakalar ve yakasına yapışır. O zaman ne olur? O zaman farkında olmadan söylenen ya da yazılan şeylerin kaynağı seziş olur ya da vahiy.  Peki anlamın tanımı nedir? Kabaca ve özet olarak kaosu anlamsızlık, düzeni anlam olarak biliriz. Ancak kozmos öyle bir şeydir ki ne kaosu ne de düzeni sabit kılmaz. İkisi birbiri ardından gelir. Aslında kozmos dediğimiz de zihnimizin ta kendisidir. Sonuçta zihnimiz kaosa izin vermez. Mutlaka düzene sokar. Çünkü kaos ortamında yaşam imkansızdır. Düzen sabitleşince hareket diğer bir ifadeyle yaşam biter. O zaman haydi bakalım bu sefer ver elini gene kaos. Kaos düzene gebe bir haldir.  Bir kağıda aklınıza gelen kelimeleri aklınıza geldiği gibi yazın. Ortaya çıkan kaotik bir tablo olur tabii. Sayfa dolunca bir soluk alın; sonra yazdıklarınızı baştan sona okuyun; bir daha okuyun. Yavaş yavaş zihniniz size bir model (pattern) sunmaya başlayacaktır.  İşte anlam hoş geldin; insan kaosta kendisini güvende hissedemez, ille düzen durumuna geçecek.  ‘Kaostan düzen teorisi’ ve bunun siyasete kadar varan uygulamalarından burada bahsetmeyeceğim.

Üstadın bir dizesine bakalım: ‘Dün dağlarda dolaştım evde yoktum’. Şimdi buna öylesine, afaki bakarsanız (bilmiyorum Şair de öyle mi bakmış), sanki Üstad o gün canı istemiş, dağlara vurmuş kendini. Hatice teyze de yemek yapıyormuş fakat dehşetle tuzunun kalmadığını görmüş ve hemen yanıbaşındaki  komşusu Üstaddan bir fincancık tuz istemek için koşmuş kapısını çalmış ve fakat evde bulamamış. Şair de Hatice teyzeye ‘kusura bakma n’apiim dağlarda dolaştım evde yoktum’ demiş. Bu bu kadar basit. Ama biz daha ileri gidelim ve olaya bir anlam katalım. Şair doğa tutkunu ve şehirden sıkıldığı için dağlara gezmeye çıkmış. İyi de etmiş. Lakin Üstadı biraz daha izlediğinizde anlıyorsunuz ki ev dediği bir isimden bir isimlendirmeden ibaret bir şey. Alegorik. O zaman daha derin düşünmeye itiliyorsunuz. Ev kendi evi olduğu için Ev’den kasıt ta kendisi; kendisinden kaçıyor. Daha daha derine inerseniz. Şair o gün dağlara kaçarak meditasyona dalmış ve kendilik kavramından kurtularak kozmosa karışıp onun bir parçası olmuş. Yunus’un işaret ettiği (bir ben vardır benden içerü) ve bizatihi kozmos olan içindeki  ben’e ulaşmış. İşte burada mistik ve varoluşsal yönelim ortaya çıkıyor. Ama Şair bu dizeyi yazarken anlamı hedeflemeden yola çıkmış. Ortaya çıkan bu kadar anlam o zaman benim zihnimin zorunlu bir düzen arayışı sonucu mu?

Berk, ‘Gerçeklik öz ile varoluşun birliğidir’ diyor. Burada da egzistansiyalistlerin ‘varoluş özden önce gelir’  tezine yollama yaparak karşıt argümanları da göz önüne almak suretiyle bir telif  (uzlaştırma) yapıyor; ‘öz ile varoluş birarada olursa hakikate ulaşırız, kavgayı kesin çocuklar’ demek istiyor. Şimdi yani İlhan Berk şiirde anlamdan nasıl kaçmış oluyor? Anlamın kendisini mi anlamsız buluyor acaba?

Resimleri için de şöyle diyor: ‘Ben resmi bütün vücudumla yaparım. Fırça kullanmadım ben. Kullandığımı söyleyemem. Başparmağımla boyarım ben ustam Chardin gibi’…  Chardin kim? Benim bildiğim Fransız cizvit papazı ve filozof Pierre Teilhard de Chardin; özetin özeti görüşüne göre; kozmos omega noktasına doğru hareket eden zihne evsahipliği yapar. Omega noktası zihnin en son halidir. Ulaşılabilecek ve orada durulacak ötesi olmayan en karmaşık bir hali. Berk, resmi ile Chardin arasında nasıl bir teknik ya da filozofik bağ kuruyor anlamadım. Bir de ressam Chardin var: Jean Baptiste Simeon Chardin. Ama o da 18. yüzyıl fransız klasik ressamlarından ve natürmortçu. Ben iki Chardin’le de bir bağ kuramıyorum. Benim bilmediğim başka bir Chardin olabilir. Berk’in resimlerinde çizgi de görüyorum, konturlar da. Başparmağıyla resmetmiş olabilir ama bir sanat ve estetik endişesi ve tasarımla hareket ettiği kesin. Öyle anlamdan kaçan resimler değil. Galerinin bir köşesi Sanatçının özel eşyalarının sergilenmesine ayrılmış. Orada duran fırçaları (!) gözümden kaçmıyor. Başparmak ise yok.

İşte bir sergi böyle bitti. İlhan Berk’i 1970’li yılların başında tanımıştım. Bodrum’da arkadaşım Ragıp Buluç’un davetli olduğu bir akşam Üstadın Halikarnas’daki evinin terasına misafirin misafiri (!) olarak gitmiştim. Sanatçıyı mitoloji üzerine bu konuyu çok sevdiği belli olan bir hatunun derin bilgisine muhatap oluyorken tanımıştım. Konu benim entelektimin çok üzerindeydi. Omega’ya daha çok yolum var. Ben Alfadayım.

Nurol Sanat Galerisi
Emin anter bulvarı, kıbrıs şehitleri cad. bodrum 0252 317 00 02

29 ağustos 2012  bodrum yalıkavak

Yazan: Monad Balkan,
Henüz yorum yapılmamış.
Benzer Makaleler
Fırça Sanat Galerisinin sahibesi Semra Sancak’ın on parmağında on marifet. Galeri yönetiyor, kurslar açıyor, kendisi sanatla uğraşıyor, röportajlar yapıyor… Sabri Akça ile yaptığı tatlı söyleşisi de >>
0
0
Bahçesine ve çiçeklerine tutkun Monet’nin, orada gerçekleştirdiği son dönem çalışmaları ve gözündeki rahatsızlık ile değişen, cesurlaşan yapıtları bu sergide yer alıyor. "İzlenim: G& >>
0
0
(ŞEREF BİGALİ-FİKRET OTYAM-NEVZAT AKORAL-NURİ ABAÇ-ŞADAN BEZEYİŞ-ADNAN ÇOKER-ORHAN PEKER-TURAN EROL-ZEKİ KIRAL-BURHAN DOĞANÇAY-NİHAT TANDOĞAN-ALİ DEMİR-ÖZDEMİR ALTAN-NECDET KALAY-ÖMER KALEŞİ-DURAN KARACA-FETHİ ARDA) >>
0
0
16 ekim-30 kasım 2012 Hoşdere C 122 9 Ayrancı Çankaya Tel:0 312 438 72 75 Fax:0 312 440 59 60 www.ardasanat.com 16 ekim akşamıydı; hava hafif puslu ama davet edici. Kavaklıdere’deki atölyemin hemen önünde >>
0
0
13 ekim-25 kasım 2012 arete sanat galerisi;kerim sefer plaza,turan güneş blv.no.:98 kat:2, Çankaya Ankara 312- 440 0881 info@aretesanat.com   Benim bildiğim Bedri Rahmi Eyüboğlu 1975 yılında vefat etti. Amma o k >>
0
0