english
Son Yorumlar
tuğba yıldızhan
bence yanılma payı yüksek , Mona Lisa o dönmein güzellik anlayışına uygun ö...
Toprak
Pera yine çok güzel bir sergi getirmiş, teşekkürler.......
Öne Çıkan Yayınlar
Tarihin Derin Kazısı Olarak Sanat ve Duyarlılığın Kesişen Ufku
Yazar: Erkut Sezgin
Çeviri:
Yayın: Cem Yayınevi
Estetik - Modernizmin Tasfiyesi
Yazar: Ali Artun
Çeviri:
Yayın: İletişim Yayınevi
Yazar: Mehmet Yılmaz
Çeviri:
Yayın: Ütopya Yayınevi
Bütün gün kıymetli sanat eserleriyle baş başa olmak nasıl bir şey
Müze
26.06.2012

Mesai saatleri paha biçilemez sanat eserlerinin arasında geçiyor. Eserleri 'kollamak', tüm gün aynı salonu adımlamak, ziyaretçiyi 'çaktırmadan' gözlemek, kimse yokken bir tabloyla baş başa kalmak nasıl bir duygudur peki? İstanbul'daki altı müzenin güvenlik görevlilerine sorduk

Müzeleri gezerken resimlere, heykellere, fotoğraflara baktığım kadar; bir köşeye çektiği sandalyesinde ifadesiz bir suratla oturan ya da bir köşeden aniden çıkıveren müze bekçilerini de izlerim. Ketum olduklarını bile bile de laf atarım. “İkinci salonda, soldan üçüncü vitrinin ışığı pırpır edip duruyor” derim mesela, “Eee” diye bakan gözlerine gözlerimi dikip. Bazen de “Nefertiti nerede?” sorumu, “Mezarında olması lazım” diye cevaplayan bir tanesiyle kikirderken, muhabbette ısrarımla gururlanırım. Onları müzelerin sahibi sayarım. Dünyanın en pahalı, en ünlü, en bilmem ne sanat eserini her gün görmekten aslında nasıl da sıkıldıklarını düşünür; sanat eseri denilen kavramın, tekniğin olanaklarıyla yeniden üretilebildiği çağda ele alındıkları gibi, bir kez de müze bekçilerinin gözünden değerlendirilmesini isterim.

Bir keresinde her gün öğle yemeğinde peynirli sandviç ve bir küçük muz yediğini söyleyen bir tanesine itiraz edecek gibi olduğumda, böylesinin daha ‘kolay’ olduğunu söylemiş, “Her gün aynı resme bakmak, aynı kıyafeti giymek ve aynı yemeği yemek kadar kolay ve tatmin edici bir hayat olamaz” demişti. Thomas Bernhard’ın ‘Eski Ustalar’ında bahsettiği, sırf her gün ne giyeceğini düşünmemek için müze bekçisi olmuş Irrsigler’in mesleğinin tekdüzeliğine şükretmesi gibi…

Müzeleri gezerken, artık isimleri ‘güvenlik görevlisi’ ya da ‘müze müdürü’ olan kişilerle sohbet ettim. Bütün gün aynı salonu adımlamanın, kimse yokken resimleri incelemenin, dünyanın en pahalı eserlerinin yanında dikilmenin nasıl bir şey olduğunu sordum.

‘Ziyaretçiler gittikten sonra resimleri inceliyorum’
Halİl Devecİ, Pera Müzesİ Güvenlİk Şefİ

Müze açıldığından beri buradayım. Daha önce bir firmada telefonlara bakıyordum. Müzede çalışmak çok sorumluluk gerektiriyor. Kaygı verici de olabiliyor. Bazen de sıradanlaşıyor. Eserler bize o ilk günkü heyecanı vermiyor artık tabii. Mesela ‘Kaplumbağa Terbiyecisi’ne bakarken sıkılmıyorum belki ama artık ona ilk kez bakan insan kadar heyecanlanmıyorum da. Bizim bakışımız artık “Bir yerine bir şey olmuş mu?” diye... Çok gürültülü bir yere girdiğinizi düşünün. İlk girişte ses çok fazla gelir ama sonra alışırsınız. Bizim durumumuz da bu. Ben ziyaretçiler yokken bakmayı tercih ediyorum eserlere. Akşam herkes gidince... Bir çiçeği o kadar güzel işlemiş ki mesela ya da bir insanı o kadar ayrıntılı çizmiş ki bakakalıyorum, “Fotoğraf mı yoksa bu?” diye. Buraya girdikten sonra müzeciliğin çok hassas ve zor bir iş olduğunu anladım. Buraya gelen ziyaretçilerin sanatsever olduğunu düşünüyorum ve bir tedirginlik duymuyorum.

‘Üstadı, masasında o yazı makinesinin önünde görüyorum’
Yadİgar Gülyas, Orhan Kemal Müzesİ Müdürü

Orhan Kemal Müzesi’nde en etkilendiğim yer, üstadın çalışma odası. Her gün dolaştığım, gelen konuklara anlatmayı çok sevdiğim yer olan bu odadaki sadelik beni yıllar öncesine alıp götürüyor. Hele o yapıtlarını yazdığı daktilo makinesi beni gerçekten etkiliyor. Sanki üstadı, masasında o yazı makinesinin önünde oturuyor, durmaksızın yazıyor görüyorum. Bu arada kendimi onun yerine koyarak ben de yazdığımı hissediyorum.

‘Eserleri İstanbul manzarasından çok seviyorum’
Yaşar Şahİn, İstanbul Modern Güvenlİk Müdürü

Altı bitti, yedinci senemdeyim İstanbul Modern’de. Daha önce kamuda çalışıyordum, müzeleri de pek bilmiyordum. Müze gezmiştim ama sanat içerikli olanları değil. Tarihi eser kaynaklı müzeleri gezmiştim. Sanat olayını burada gördüm, ama çok güzel. Gerek kendi ülkemin sanatçılarını, gerek yabancı sanatçıları tanıdım. Bunca zaman içinde çok eser gördüm ama en çok Osman Hamdi’nin ‘Silah Tacirleri’ni sevdim. Burada sergilenirken gidip gidip bakardım. Gursky’nin ve Gökşin Sipahioğlu’nun fotoğraflarını da çok sevmiştim. Cihat Burak, Nejad Devrim sergileri de çok güzeldi. Gün içinde her eseri görürüm. Her yeri gezerim. Müzenin en ince noktasına kadar bakarım. Eserleri her gün görmekten sıkılmam ama bazen “Artık şunu kaldırsalar da yerine yeni bir şey getirseler, çok uzun kaldı bu” diyorum. Bugüne kadar hiçbir esere dokunmadım, dokunmak da içimden gelmedi. Görmek yetiyor. Ziyaretçileri hissettirmeden izleriz. Onları tedirgin etmeyiz ama izleriz. Burada incelik şudur: Başka bir yere bakarak, ziyaretçiyi görmek. Bunu da zamanla öğreniyorsunuz. Ben artık size bakmadan da sizi görüyorum. Eserlere dokunulmaz çünkü parça kopabilir, iz kalabilir. Ama tabii bunu anlamayan, elini süren olursa kibarca uyarırız. Ben sadece gündüzleri müzedeyim ama aklım 24 saat burada. Gerçi bazen gece haber vermeden gelir gezerim, bakarım. Müzede bir şey olursa haber direkt bana gelir. Bir keresinde yan taraftaki nargilecilerde yangın çıkmıştı, evime haber geldi sabaha karşı. Apar topar çıktım yola, on beş dakika içinde buradaydım. Karşımız İstanbul manzarası, bazen o manzaraya bir kez bile bakmadan buradan çıktığım oluyor. Demek ki diyorum ben buradaki eserleri, bu güzel İstanbul manzarasından bile çok seviyorum.

‘Obsession adlı eserde benden bir parça var’
Bergİn Azer, Doğançay Müzesİ Müdürü

Bundan 25 yıl evvel New York’ta İmparatoriçe Josephine’in taç giyme töreninde giydiği ayakkabıyı vitrine ben koymuştum. Bunu unutamam. O ayakkabıya, elimde eldivenler de olsa, ben dokundum. Burada da mesela bütün bu eserler benim gibi hissediyorum. Sevmediklerim, korktuklarım da var içlerinde. Mesela Alexander’ın ‘Duvarlar’ı simsiyahtır. Önünden geçerken her seferinde ürperirim, çekinirim. ‘Yeşil Kapı’ya âşığım, bakmaya doyamam. Bu iş benim için sabah kapıyı açtığımda başlayıp, kapattığımda bitmiyor. Telefonumun kapağında bile Burhan Bey’in ‘Obsession’ adlı eseri var. Geçen gün Burhan Bey’e (Doğançay) dedim ki, “Biliyorum o tablo hiçbir zaman benim olmayacak ama benim bir parçam hep onun olacak.” “O nasıl olacak?” dedi. “İşte böyle” dedim. (Parmağını yalayıp masaya bastırıyor). Artık benden bir parça hep onun üzerinde. Burhan Bey buna güldü. Burhan Bey ilginç bir adamdır. Mesela tablolardan biri Ankara ’da bir sergiye gitmişti. Döndüğünde üzerine yazılar yazılmış olduğunu gördük. Bu aslında biraz Mona Lisa’ya bıyık çizilmesi gibi bir şey ama konuyla öyle örtüşmüştü ki Burhan Bey, öyle sergilenmesini istedi.

‘Bir gazeteyi on kere okuyorum’
Adam Mickiewicz Müzesİ’nden Mehmet Bey

Müzede çalışmak biraz sıkıcı. Ziyaretçi olmayınca daha da sıkıcı. Bu müzede sadece şairin kendine ait resimleri var. Bir defa bakmıştım ama artık hiç bakmıyorum. Zaten ilaçlama, katlama, temizleme yaptığımız için o artık bir sanat eseri gibi gelmiyor bize. Ben burada bir gazeteyi döne döne on kere okuyorum da ancak akşam oluyor. Heykel seviyorum sanat olarak. Her an canlanacakmış gibi geliyor. Müzecilikte on iki yılım doldu. Kimseye bir şey anlatmam. Neyini anlatayım. Altında açılımı var zaten. Gelir, bakar, okursun.

‘Müzedeki tıp aletlerinden çok etkileniyorum’
Mümİn Karaduman, Rezan Has Müzesİ güvenlİk görevlİsİ

Müzemizde bulunan, Neolitik çağdan Selçuklu’ya kadar uzanan sergimizde beni en çok etkileyen Antik Çağda Tıp ve Tıp Aletleri. Sebebi ise günümüzde tıp ve teknolojinin gelişmesi ile insanlar üzerinde her pürüzün, her hastalığın ortaya çıkması ve giderilmesi. Antik çağda ise teknolojiyi yok sayarsak birçok tıp aleti bulunmakta. Bu tıp aletlerini her gördüğümde, o dönemin insanlarının nasıl tedavi olduklarını göz önünden geçiriyorum ve bu beni derinden etkiliyor. Müze içerisinde bulunan eserleri her gün görmekten ve onların güvenliğini sağlamaktan hiç pes etmedim çünkü bu eserlerin kaybolmadan günümüze kadar ulaşması beni çok etkiliyor. Bu yüzden mevkimin ne kadar değerli olduğunu ve sorumluluğumun ne kadar fazla olduğunu biliyor ve anlıyorum.
 

 

Henüz yorum yapılmamış.
Benzer Haberler
AA Kültür Bakanlığı, müze ve ören yerlerine bir yıl boyunca sınırsız ziyaret imkanı tanıyan Müzekart'a sınırlama getirdi. Bundan böyle aynı müze yıl içinde ikinci kez ziyaret edilemeyecek. K&uu
0
0
İzmir Büyükşehir Belediyesi, Agora kazı alanı içinde yıkılmaya yüz tutmuş tarihi bir yapıyı daha restore ederek müzeye dönüştürecek. Tarihi Agora da yıkık durumdaki tescilli bir binayı restore ederek &
0
0
CİHAN Yaklaşık 400 yıllık bir tarihi geçmişe sahip olan, sayısız beyliğe ve kuruluşa ev sahipliği yapmış olan Kastamonu, köklü geçmişini Kent Tarihi Müzesi'nde sergiliyor. Kastamonu, 2002 tarihinde kapıları
0
0
İHA Malatya İnönü Üniversitesi (İ.Ü.) Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Öğretim Üyesi ve Geleneksel Türk El Sanatları Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Fatih Özdemir, "Ge&cced
0
0
Buldan'da, dokuma ve el sanatları müzesi kurulması yönünde çalışma başlatıldı. Halen Halk Eğitim Merkezi'ne tahsisli olan tarihi binanın, aynı merkeze bağlı müzeye dönüştürülmesiyle ilgili
0
0